Ticari faaliyetler sonucunda doğan alacakların tahsil edilememesi halinde, muhasebe kayıtlarında bu alacakların nasıl değerlendirileceği işletmeler için önemli bir konudur. Özellikle “değersiz alacak” ve “şüpheli alacak” ayrımı, mali tablolarda doğru vergi uygulaması açısından belirleyicidir.
Vergi Usul Kanunu’nun 322. maddesi uyarınca bir alacağın değersiz sayılabilmesi için kazai bir hüküm veya kanaat verici bir belge ile bu alacağın artık tahsil edilemeyeceğinin ispat edilmesi gerekmektedir. Yani alacak, değerini tamamen yitirmiş olmalı, başka bir ifadeyle borçludan elde edilme imkanı kalmamış olmalıdır.
Peki, icra takibi sonucunda düzenlenen aciz vesikası bu kapsamda değerlendirilebilir mi? Hayır. Çünkü aciz vesikası, borcun tahsil edilemediğini ve tahsilatın gelecekte de zor olduğunu göstermekle birlikte, alacağın tamamen değersiz hale geldiğine dair kesin bir belge değildir. Bu belge, borcun hala geçerli olduğunu ve hatta yirmi yıllık zamanaşımı süresi boyunca takip edilebileceğini gösterir.
Vergi mevzuatı, alacağın değersiz hale geldiğini yalnızca kesinleşmiş mahkeme kararı veya belirli türde belgeler ile tanır. Kanaat verici vesikalar arasında ise; borçlunun ölümü ve mal bırakmaması, gaiplik kararı, konkordato anlaşmaları, iflas kararı veya resmi dolandırıcılık belgeleri gibi durumlar yer alır.
Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi gereği, dava veya icra safhasında olan ya da tahsilatı küçük ve ekonomik olmayan borçlar için şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkündür. Ancak bu ayrılan karşılık, ileride aciz vesikasına bağlanırsa değersiz alacak olarak tekrar gider yazılamaz.
Bu nedenle muhasebe kayıtlarında hem şüpheli alacak karşılığı ayrılmış hem de aciz vesikasına bağlanmış bir alacağın değersizleştirilmesi mümkün değildir. Alacağın gelecekte tahsil edilebileceği ihtimali var oldukça bu tür kayıt işlemleri geçersiz sayılır.
10 Soru – 10 Cevap:
- Değersiz alacak nedir?
Bir alacağın tahsilinin kazai hüküm veya kanaat verici belge ile imkansız hale geldiği durumda değersiz alacak sayılır. - Aciz vesikası nedir?
İcra takibi sonucunda alacaklının alacağını tamamen tahsil edemediğini gösteren resmi belgedir. - Aciz vesikası değersiz alacak için yeterli midir?
Hayır, çünkü alacağın tamamen ortadan kalktığını değil, tahsilatın zor olduğunu gösterir. - Hangi belgeler kanaat verici vesika sayılır?
İflas kararı, konkordato, gaiplik, mirasın reddi gibi resmi belgeler kanaat verici vesika olarak kabul edilir. - Şüpheli alacak ile değersiz alacak arasındaki fark nedir?
Şüpheli alacak tahsilat riski taşıyan, dava safhasındaki alacaktır. Değersiz alacak ise artık tahsil imkanı kalmayan alacaktır. - Aciz vesikası hangi hakları sağlar?
Alacağın zamanaşımı süresini yirmi yıl olarak belirler ve icra takibine delil olur. - Aciz vesikası gider yazılabilir mi?
Hayır, sadece şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir, değersiz alacak olarak yazılamaz. - Alacaklı aciz vesikası aldıktan sonra ne yapabilir?
Yirmi yıl içinde borçludan alacağını talep etmeye devam edebilir. - Küçük tutarlı alacaklar nasıl değerlendirilir?
Protesto veya yazı ile istenip tahsil edilemiyorsa şüpheli alacak karşılığı ayrılabilir. - Değersiz alacak kaydı için mahkeme kararı zorunlu mu?
Evet, ya mahkeme kararı ya da açık şekilde kanaat verici vesika gerekir.
ÖRNEK ÖZELGE
T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü
Sayı : 11395140-105[VUK1-20373]-1571 03.01.2017
Konu :Aciz belgesine bağlanan alacağın değersiz alacak olarak kabul edilip edilmeyeceği
İlgi : 29/11/2016 tarih ve ……… evrak kayıt numaralı özelge talep formu.
İlgide kayıtlı özelge talep formunda; firmanızın ticari faaliyetleri kapsamında ortaya çıkan alacaklarını çeşitli sebeplerle tahsil edemediği, bu tür alacakların gerekli hukuki işlemlerin yerine getirilmesi sonucunda şüpheli alacak olarak kabul edildiği ve karşılık ayrıldığı belirtilerek aciz vesikasına bağlanan söz konusu bu alacakların değersiz alacak olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, kanaat verici belgelerin neler olduğu hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 322 nci maddesinde “Kazai bir hükme veya kanaat verici bir vesikaya göre tahsiline artık imkân kalmayan alacaklar değersiz alacaktır.
Değersiz alacaklar, bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve mukayyet kıymetleriyle zarara geçirilerek yok edilirler. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin bu madde hükmüne giren değersiz alacakları, gider kaydedilmek suretiyle yok edilirler.” hükmü yer almaktadır.
Bu hükme göre, bir alacağın değersiz alacak olarak değerlendirilebilmesi için kazai bir hükme veya kanaat verici bir belgeye göre tahsiline imkân kalmadığının ispatı gerekir.
Görüldüğü gibi değersiz alacak; kaybedilmiş, tahsiline artık imkân kalmamış, değeri sıfıra inmiş bir alacaktır. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkânının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.
Kanaat verici bir vesikadan ne anlaşılması gerektiği hususunda ise kanunda yeterli açıklık bulunmamaktadır. Ancak, vergi hukuku uygulaması bakımından kanaat verici vesikalara örnek olarak aşağıdaki belgeler sayılabilir.
-Borçlunun herhangi bir mal varlığı bırakmadan ölümü veya Medeni Kanunun 31 ve izleyen maddelerine göre mahkemelerce borçlu hakkında verilen gaiplik kararı ve mirasçıların da mirası reddettiklerine dair sulh hukuk mahkemelerince verilmiş bulunan mirası red kararı,
-Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,
-Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,
-Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,
-Borçlunun dolandırıcılıktan mahkum olması ve herhangi bir malvarlığı bulunmadığını belgeleyen resmi evrak,
-Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,
-Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar, (Alacaklının tek taraflı irade beyanı ile alınmasından vazgeçilen alacakların, değersiz alacak olarak zarar kaydı mümkün değildir.)
-Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler.
Anılan Kanunun 323 üncü maddesinde “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;
1-Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
2-Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;
şüpheli alacak sayılır.
Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.
Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.
Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.” hükmü yer almaktadır.
Bu madde hükmünden anlaşıldığı üzere bir alacağın şüpheli hale gelebilmesi için ya alacak dava veya icra safhasında bulunmalı ya da yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklardan oluşmalıdır. Alacağın yurt içinden veya yurt dışından olması bir önem taşımadığından yurt dışından olan alacaklar için de bu madde hükümleri geçerlidir.
Şüpheli alacaklara karşılık ayırmak için mahkemeye dava, icra müdürlüğüne takip için dilekçe verilmiş olması alacağın dava veya icra safhasında olduğunu göstermekle beraber bu başvuruların takibi gerekmektedir. Dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklara karşılık ayrılabilmesi için borçlunun noter vasıtasıyla protesto edilmesi veya borcun (3. kişilere ispat açısından kanaat verici belge olacak şekilde) bir yazı ile istenmesi ve protestonun ya da yazının muhatabına ulaşmış olması gerekmektedir. Dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacakların tespiti açısından dava edilecek alacak için avukatlık ücreti, yargı harcı, notere yapılacak ödemeler ile posta giderleri toplamı dikkate alınarak tahmini bir dava maliyeti bulunacak ve bu tutar alacakla kıyaslanacaktır. Tahmini dava maliyetinin alacaktan daha büyük olması halinde, mahkemeye başvurulmadan protesto veya yazı ile bir defadan fazla istenerek tahsil edilemeyen alacak için karşılık ayrılması mümkün olabilecektir.
Diğer taraftan, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 143 üncü maddesinde “Alacaklı alacağının tamamını alamamış ve aciz vesikası düzenlenmesi için gerekli şartlar yerine gelmişse, icra dairesi kalan miktar için hemen bir aciz vesikası düzenleyip alacaklıya ve bir suretini de borçluya verir; bu belgeler hiçbir harç ve vergiye tabi değildir.
Bu vesika ile 105 inci maddedeki vesika borcun ikrarını mutazammın senet mahiyetinde olup, alacaklıya 277 nci maddede yazılı hakları verir.Alacaklı aciz vesikasını aldığı tarihten bir sene içinde takibe teşebbüs ederse yeniden ödeme emri tebliğine lüzum yoktur.Aciz vesikasında yazılı alacak miktarı için faiz istenemez.Kefiller, müşterek borçlular ve borcu tekeffül edenler bir miktar için vermeye mecbur oldukları faizlerden dolayı borçluya rücu edemezler.Bu borç borçluya karşı aciz vesikasının düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Borçlunun mirasçıları, mirasın açılmasından itibaren bir sene içinde alacaklı hakkını aramamışsa, borcun zamanaşımına uğradığını ileri sürebilir……” hükmü yer almaktadır.
Buna göre, aciz vesikası, alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya, ödenmeyen alacak miktarı için verilen bir belgedir. Bu belgenin verilmesi ile alacaklının alacağı son bulmaz, hatta alacaklının durumu kısmen kuvvetlendirilmiş olur. Örneğin alacağın zamanaşımı süresi belgenin düzenlenmesinden itibaren yirmi yıl olur ve artık borçlu borcunun olmadığını iddia edemez. Başka bir deyişle aciz belgesi İcra İflas Kanununun 68 inci maddesi anlamında borç ikrarını içeren bir belge olup, alacağın değersiz olduğuna ilişkin bir vesika değildir. Bu nedenle bir alacağın aciz belgesine bağlanmış olması, alacağın gelecekte tahsil edilme imkânını ortadan kaldırmamaktadır. Bu açıklamalara göre, şüpheli alacak karşılığı ayrılan ancak takip sonucu aciz vesikası alınan alacaklar için değersiz alacak ayrılması mümkün değildir.
Bu durumda; firmanız tarafından şüpheli alacak karşılığı ayrılan ve aciz vesikasına bağlanan alacağınızın değersiz alacak olarak değerlendirilmesine imkan bulunmamaktadır.
…
Kaynak: GİB Özelge Yasal Uyarı: Bu içerikte yer alan bilgi, görsel, tablolar, açıklama, yorum, analiz ve bir bütün olarak içeriğin tamamı sadece genel bilgilendirme amacıyla verilmiştir. Kişi veya kuruma özel profesyonel bir bilgilendirme ve yönlendirmede bulunma amacı güdülmemiştir. Konu ile benzerlik gösterse de her işletmenin kendi özel şartları nedeniyle farklı durumları olabilir. Bu nedenle, bu yazıda belirtilen içerikte yola çıkarak işletmenizi etkileyecek herhangi bir karar alıp uygulamaya geçmeden önce, uzmanına danışmanız menfaatiniz gereğidir. karenaudit veya ilişkili olduğu kişi veya kurumlardan hiç biri, bu belgede yer alan bilgi, tablo, görsel, görüş ve diğer türdeki tüm içeriklerin özel veya resmi, gerçek veya tüzel kişi, kurum ve organizasyonlar tarafından kullanılması sonucunda ortaya çıkabilecek zarar veya ziyandan sorumlu değildir.